Bernie Sanders’in beş yıllık savaşı (II): Yenilgiye daha yakından bakmak – Matt Karp

Bernie’nin seçim kampanyası siyah seçmenler arasında yol alamadı. 2016’ya kıyasla işçi sınıfı desteğini kazanmada önemli bir başarı elde edilse de kampanya bütün ırklardan işçi sınıfından seçmenler arasında daha yüksek bir katılım sağlamakta başarısız oldu. Ve nihayet, Bernie, Demokratik Parti’nin en hızlı büyüyen demografik grubunun çok büyük katılım oranının baskınına uğradı: zengin mahallelerdeki ağırlıklı olarak beyaz, varlıklı ve iyi eğitimli eski Cumhuriyetçi seçmenler

Bernie Sanders’in beş yıllık savaşı (II): Yenilgiye daha yakından bakmak – Matt Karp

2016’da Bernie Sanders, Demokratik Parti tarihindeki en geniş sol-kanat önseçim [ABD’de başkanlık önseçimleri partilerin adayını belirlemek için bütün seçmenlerin katılımıyla yapılıyor; ç.n.] kampanyasına öncülük etti, Jesse Jackson, Ted Kennedy ve hatta muzaffer George McGovern’dan daha fazla oy ve delege kazandı. 2020’deki yarışa ciddi bir yarışmacı olarak girdi, kazanma şansı zayıf bir aday adayı olarak değil. Ama, sonunda, Joe Biden, 2016’da Hillary Clinton’ı adaylığa yükselten koalisyona hem benzeyen hem de kurnazca farklı olan bir oy verme koalisyonuyla Sanders’i yendi.

Her iki seçimdeki yerel sonuçlara bir göz atmak Sanders’in 2020’de iki nedenle yenildiğine işaret ediyor: Birincisi, önemli bir çabaya rağmen, Bernie’nin seçim kampanyası siyah seçmenler arasında yol alamadı ve bunun dört yıl önce gözüktüğünden çok daha inatçı bir problem olduğu belli oldu. İkincisi ve ilişkili olarak, 2016’ya kıyasla (en çok Latino seçmenler arasında) işçi sınıfı desteğini kazanmada önemli bir başarı elde edilse de kampanya bütün ırklardan işçi sınıfından seçmenler arasında daha yüksek bir katılım sağlamakta başarısız oldu. Ve nihayet, Bernie, Demokratik Parti’nin en hızlı büyüyen demografik grubunun çok büyük katılım oranının baskınına uğradı: zengin mahallelerdeki ağırlıklı olarak beyaz, varlıklı ve iyi eğitimli eski Cumhuriyetçi seçmenler.

Her birine sırayla bakalım.

Siyah seçmenleri kazanma mücadelesi

Siyah seçmenlerin tutumunun kendisine pahalıya mal olduğu 2016 seçim kampanyasından sonra, Sanders’in 2020 kampanyası Afrikalı-Amerikalıların gözüne girmek için hem içeriği hem de tarzı açısından iyi belgelenmiş bir dizi girişimde bulundu. Adolph Reed Jr ve Willie Legette’in ileri sürdüğü gibi, hedef hiçbir zaman tekil, homojen, mitik “siyah oy”u kazanmak değildi ama bir Demokratik önseçimde yarışmak için, Sanders’in çok daha fazla siyah seçmeni kazanmaya ihtiyacı vardı.

2019’da kampanya, tarihsel olarak siyah olan kolejlere ve üniversitelere fon ayırmak için iddialı bir plan yayımladı; Darrick Hamilton gibi aydınlar ve Jackson, Mississippi’den belediye başkanı Chokwe Antar Lumumba gibi liderlerin desteklediği, ırksal servet uçurumuna karşı çıkarak ve bu uçurumu kapatmak için sağlam planlar sundu. Sanders’in Joe Biden ve Elizabeth Warren’dan daha çok ziyaret ettiği Güney Carolina için önseçim kaynakları seferber edildi ve Sanders The Breakfast Club’da [Bir radyo programı; ç.n.] 2016 kampanyasının fazlasıyla “beyaz” olduğunu söyledi.

Hiçbirisinin dikkate değer bir fark yarattığı görülmedi. Sanders’in 2016’da siyah oyların %14’ünü kazandığı Güney Carolina’da, 2020’deki sandık çıkış anketleri %17 kazandığını gösterdi. %60’ın üzerinde siyah seçmeni olan eyaletteki beş idari bölgede [County: eyaletlerin idari bölümleri; ç.n.] Sanders oy oranını %11’den %12’ye çıkardı.

Süper Salı [Süper Salı: Mart ayınca birden fazla eyalette önseçimin yapıldığı salı günü; ç.n.] ve sonrasında da daha iyi olmadı. Kırsal Güney’de, Kuzey Carolina’nın doğusundan batı Mississippi’ye kadar, seçmen çoğunluğunun siyah olduğu eyalet idari bölgelerinde Sanders %15 eşiğini geçmek için çabaladı. Northside Richmond ve Houstan Third Ward gibi bazı siyah kentsel mahallelerde, 2016’daki oy oranının biraz üstüne çıktı, bazı yerlerde oyların üçte birine kadar çıkabildi fakat Southeast Durham ve North St. Louis gibi diğerlerinde daha kötü sonuçlar aldı. Bütününe bakıldığında, aynen dört yıl önce Clinton’ın yaptığı gibi, Biden’dan dayak yedi.

2016’dan sonra, siyah seçmen tercihlerinde Clinton’ın isim avantajının ve kaynaklarının etkin olduğunu, Sanders’in de Iowa ve New Hampshire gibi ilk eyalet yarışmalarına odaklanması gerektiğini, iyimserlikle de olsa, ileri sürmek mümkündü. Bütün en iyi araştırma verileri, Bernie’nin sosyal demokratik ajandasının çekirdek taleplerine coşkun ve güvenilir bir siyah desteği olduğunu gösterdi. Mesajı daha iyi bir şekilde ulaştırarak ve seçmene daha iyi ulaşılabilirse, baş kaldıran bir sol kanat adayının Demokratik nizamın “ateş duvarı”nı delebilmesi ve siyah seçmenin büyük bir kısmını kazanması mümkün olabilirdi.

Bernie Sanders ne 2016’da ne de 2020’de o aday olmadı. Fakat yılların mücadelesinden sonra, daha üstün prensipler, mesaj ve taktiklerin, siyah seçmenin Demokratik kurulu düzene verdiği desteği yenebileceği varsayımına tekrar bakmak gerekiyor. Nihayetinde, Sanders bu cephede mücadele eden ilk sol kanat adayı değil.

2015’teki Chicago belediye başkanlığı seçimlerinde Rahm Emanuel, Chuy Garcia’yı siyah seçmenler arasındaki yüksek oy oranıyla yendi; aynı kalıp, siyah seçmenin ezici bir şekilde, Ralph Northam, Phil Murphy, Gretchen Whitmer ve Andrew Cuomo’yu ilerici üçüncü kişilere karşı desteklediği Virginia, New Jersey, Michigan ve New York’taki valilik seçimlerinde de görüldü. Queens bölgesi savcılığı için geçen yıl yapılan seçimde Melinda Katz, Tiffany Kaban’ı Southeast Queens’teki siyah seçmenin kuvvetli desteğiyle ancak geçebildi.

Ne de kurulu düzen karşıtı siyah adaylar siyah önseçim seçmeni tarafından daha fazla desteklendi. Jamaal Bowman’ın Eliot Engel’e karşı geçenlerde kazandığı zafer Sol için anlamlı ve ilham verici bir kazanım, ama teslim etmeli ki, siyahların çok olduğu bir bölgede tamamen alakasız bir beyaz rakip ile karşı karşıya gelme avantajına sahip sol kanat adayı da pek yoktur. Daha sıklıkla görülen, farklı koşullar altında, sonucun tersine olduğudur. 2017’deki Atlanta belediye başkanlığı yarışında, iş dünyasına sıcak bakan parti favorisi Keisha Lance Bottoms, Sanders ve Killer Mike tarafından onaylanan Vincent Fort’u hezimete uğrattı. St. Louis’ten Chicago Columbus’a, Ohio’dan Maryland Prince George’s County’ye kadar Kongre seçimleri yarışlarında başkaldıran siyah ilerici adaylar ateşi yakalamakta başarısız oldular, son tahlilde kurulu düzenin desteklediği, zaten o makamda oturan adaylara destek veren siyah seçmenin oylarıyla yenildiler.

Ana akım Demokratlara siyah seçmen desteği Amerikan politikasında daha geniş bir eğilim, -temel gerçeklik statüsüne yaklaşan bir eğilim- ve sadece Bernie Sanders’e referans verilerek açıklanamaz.

2016’dan sonra, bazıları, ırksal adalete odaklanarak, aktivistleri kazanmak için sistemli bir çaba göstermek siyah seçmenler arasında sol-kanat propagandasını arttırabilir fikrindeydi. Fakat 2020 kampanyası bu öneri adına zayıf bir kanıt sundu, Sanders’in performansı da, platformunda gebelikte siyah kadın ölümleri, siyah işyeri sahiplerine maddi yardımlar gibi önemli konulara odaklanan ve “farklı renkten çiftçilere” yardım reformları hedefleyen Elizabeth Warren kampanyasının hayal kırıklıkları da bu öneriyi doğrulamadı.

Bu retorik pek bir siyah oy kazanamazken pek çok siyah örgütçü kazandı: sandık çıkış sonuçları, Afrikalı-Amerikalılar arasında Warren’ın, kendi eyaleti de dahil her eyalette, sadece Biden ve Sanders’ın değil Bloomberg’in de arkasında olduğunu gösterdi. Kuzey Carolina’nın kırsal siyah çoğunluklu kasabalarında, “farklı renkten çiftçiler”, oy pusulasındaki “hiçbir tercihim yok” şıkkından daha az oy alan Warren için sandığa gitmedi.

Diğer bir popüler görüş, Donald Trump ve Cumhuriyetçilerden en çok siyah seçmenin korkması ve bu nedenle ılımlı, geleneksel olarak “seçilebilir” adayları tercih etmesi. Ama, seçilebilirlik düşüncesi Bernie’nin yenilgisinde elbette rol oynamasına rağmen, bunun siyah Demokratlar için beyaz Demokratlardan daha önemli olduğuna dair çok az kanıt var. (Hatta, kamuoyu araştırmaları tersini gösteriyor.) Genel seçim yenilgisi korkusu siyah seçmenin Joe Crowley’ı Alexandria Ocasio-Cortes’e, Andrew Cuomo’yu Cynthia Nixon’a veya Cumhuriyetçilerin siyaset yapmaktan tamamen men edildikleri derin mavi [mavi demokratların rengi; ç.n.] bölgelerde kurulu düzen liderlerini neden tercih ettiklerini açıklayamıyor.

Ne de güncel ideolojik muhafazakarlık ile veya maddi yeniden dağılım politikasını desteklemek için gerçek bir çekingenlikle açıklanabilir. Aslında, siyah seçmen Herkes İçin Sağlık Hizmeti’ni ülkedeki herhangi bir demografik gruptan daha çok destekliyor.

Seçilmiş siyah liderlerin pek çoğunun kurumsal muhafazakarlığı, diğer yandan, sol kanat politikasına karşı engel olmaya devam ediyor. Perry Bacon Jr’ın ileri sürdüğü gibi, Jim Clyburn ve Hakeem Jeffries gibi güçlü siyah politikacılar kurulu düzeni destekliyorlar çünkü “onlar kurulu düzenin parçası”. Siyah Kongre Üyeleri Grubu, ilerici meydan okuyucu adayların, Bowman ve McKayla Wilkes gibi, siyah olmalarına ve Engel ve Steny Hoyer gibi merkezci ve görev başındaki rakiplerinin beyaz olmasına rağmen, önseçimdeki sol kanat meydan okuyuculara karşı duyduğu sert düşmanlığı saklamaya çalışmadı.

Köklü maddi değişikliğin neredeyse imkansız gözüktüğü bir sistemde elli yıl yaşadıktan sonra (ve siyah politikası, diğer pek çok politika alanı gibi, büyük ölçüde duygusal ve alımsatımsal hale geldikten sonra) bu hissiyat anlaşılabilir. Siyah seçmenler, elbette, işçi sınıfı çoğunluğunun kritik kısmı olmalı. Ama, anlamlı kurumsal konuma sahip her siyah politik figür Obama’nın parti liderliğine bağlı kaldıkça ve sol kanattan siyahların meydan okuyuşlarını yenmek için bu bağa yatırım yapmaya devam ediyorsa, kurulu düzen karşıtı adaylar zorlu olasılıklarla yüz yüze gelecekler.

Eğer sol için burada bir umut olacaksa, kurulu düzen Demokratlarına siyah seçmenin verdiği desteğin hevesli olmaktan çok inatçı olduğu, göreli olarak küçük bir önseçim seçmeninin kuvvetli destek verdiğidir. Kampanyanın övünçleri ve abartması bir tarafa bırakılırsa, siyah katılımda Joe Biden için bir kabarma olmadı. Mart ayındaki önseçimlere bakıldığında, 2016’ya kıyasla Demokratik seçmen katılımın tamamında bir yükselme varken, ülke çapında siyah mahallelerdeki katılım kesinlikle düştü.

Michigan’da, Demokratik katılım 350 bin oydan fazla arttı ama Flint’in birinci ve ikinci seçim semtinde güçsüzdü, buralarda kayıtlı seçmen katılımı %25’in üstünden %21’in altına düştü. Benzer şekilde, 2016 seviyesinin altına düşüşler Missouri Ferguson’da, Kuzey St. Louis’te, Houston’daki Kashmere Gardens’te, Sunnyside’da, Crestmont Park ve Güneydoğu Durham’da da görüldü; hatta eyelet çapındaki Demokratik seçmen katılımı Missouri, Texas ve Kuzey Carolina’da artmışken.

Bu, 2016 genel seçiminde görülen kalıbın devamı, yani yoksul ve işçi sınıfından seçmenler (genel olarak işçi sınıfından seçmenler gibi) aktif olarak Demokratlara oy veren koalisyonun giderek azalan bir parçasını oluşturuyor.

Kampanyasının ön kabulü [premise] politikaya işçi sınıfı katılımını sağlama becerisi üzerine kurulan Sanders için bu bir teselli değil. Fakat, bazı bakımlardan Sol’un siyah seçmenlerle mücadelelerinin genel bir illetten çok spesifik bir semptom olduğuna işaret ediyor. Dikkate değer güçlü yanları ve nihai olarak vahim zayıflıklarıyla, Sanders kampanyası gelişmiş dünyanın büyük bir kısmında sol politikanın baş belası olan daha büyük bir probleme ışık tutuyor: işçilerin çoğunu mobilize etmekteki ve mobilize edebildiğinden daha da azını örgütlemekteki başarısızlığı.

İşçi sınıfı karmaşıklıkları

Transatlantik politikasının belki de son elli yıllık merkezi gerçeği bu. Sermaye ve İdeoloji adlı kitabında Thomas Picketty temel problemin etkin bir özetini sunuyor: 1960’lardan beri, Avrupa ve Kuzey Amerika’da merkezin solundaki partiler geleneksel işçi sınıfının desteğini kaybettiler, kendilerini “Brahmin solu” [Brahmin, eski Hindistan’daki en üstteki sosyal kastın dini ritüelleri yönetmekle, kitabı okumak ve öğretmekle sorumlu üyesi. Amerika’da kullanıldığı haliyle, sosyal ve kültürel seçkinlere mensup kişi; ç.n.] olarak yeniden yarattılar ve kritik bir biçimde meslek sahiplerinin oyuna bağımlı oldular. (Muhafazakar partiler, daha çok işçi sınıfı oyları kazanmalarına rağmen, büyük ölçüde iş dünyası-egemenliğindeki “tüccar sağı”nın esiri oldular. [Zenginlerin muhafazakar, sağ partilere oy verdikleri kastediliyor; ç.n.])

Sol’daki bu kaymanın arkasındaki nedenler tartışılıyor: Piketty, Jacobin ve diğer sosyalist eleştirmenler gibi, suçu küreselleşmiş kapitalizmi, örgütlü işgücünün ve büyük partilerin liderliklerinin merkezci politikalara dönüşlerinde buluyor; bu arada pek çok liberal (ironiktir ki, “popülist sağ” da buna katılıyor) işçi sınıfı içindeki etnik çoğunlukların keskinleşen kültürel muhafazakarlığını vurgulamak eğilimindeler.

O kadar ki Bernie Sanders iki başkanlık önseçimi boyunca bu kültürel muhafazakarlığı tersine çevirmeyi hedeflemesine rağmen başarılı olamadı. Ancak, bu başarısızlığın dinamikleri pek çok analizin şimdiye kadar teslim ettiğinden daha karmaşıktır.

2016’yla kıyaslandığında, 2020’deki Sanders kampanyası, uzmanların verdiği adla “beyaz işçi sınıfı” (üniversite diploması olmayan beyaz seçmen) sorunu ile uğraştı. Bernie’nin önseçim seçmeninin bu kısmı ile kurduğu ilişki, onu Hillary Clinton’a karşı Indiana ve Virginia gibi eyaletlerde zafere ulaştırdı. Ama bu baharda, pek çok analistin vurguladığı gibi, Joe Biden hesapları Sanders’e karşı tersine çevirdi ve Güney ve Orta Batı’daki ağırlıklı olarak beyaz işçi sınıfı ilçelerinde onu hezimete uğrattı.

Geriye bakıldığında, Sanders’in bu bölgelerdeki eski gücünün bir kısmı 2016 kampanyasının özel konjonktürüne bağlıydı. Düşük-katılımı tartışan gruplar Bernie’nin Maine, Minnesota ve Washington gibi eyaletlerdeki kırsal desteğini abarttılar; Clinton’a duyulan derin düşmanlık, o zaman bazılarının şüphelendiği gibi, oyların toplamını her yerde arttırmış gibi gözüküyor, özellikle Appalachia, Ozarks ve Great Plains gibi muhafazakar bölgelerde.

Bernie’nin 2020’deki baş muhalifi bu alanda çok daha güçlüydü. Biden’ın Senato’daki sicili örnek bir büyük şirket neoliberali olmasına rağmen (işçi sınıfının çıkarları karşısında düşmanca olmasa bile kayıtsız olan) yaşı, kurnazlığı ve iyi huylu ahmaklığı, belki de düşüşe geçtiği yıllarında, kaybolmakta olan Yeni Anlaşma Demokrat’ı türünün etkili bir taklidini yaratmasına yardımcı oldu: Washington’da etrafı bilecek kadar deneyimli, ama “küçük adam” için de her zaman bir yumruk atmayı isteyen biri. Bu yönüyle, Sanders kampanyası başından beri, Biden’ın beyaz ya da siyah fark etmeksizin işçi sınıfı oyları için çetin bir rakip olacağını biliyordu.

Fakat 2016 ile 2020 arasındaki en önemli fark görev başındaki rakibi başkan Donald J. Trump’tır. Modern önseçim sisteminin ortaya çıkmasından beri, Beyaz Saray’da oturmakta olan rakip, muhalefet partilerinin neredeyse daima ılımlı ve seçilebilir adayları tercih etmesine yol açtı: 2012’de Mitt Romney, 2004’te John Kerry, 1996’da Bob Dole, 1992’de Bill Clinton ve 1984’te Walter Mondale bu kalıba uygundurlar. (Tek kısmi istisna 1980’deki Ronald Reagan’dır, rakibi olan görev başındaki Başkan Jimmy Carter o kadar zayıftı ki, ciddi bir önseçim meydan okumasını bile savuşturamazdı.) Gözüktüğü kadarıyla, kendi partilerinin kurulu düzenleriyle kararsız ilişkileri olan daha riskli adaylar, rakibin görevdeki başkan olmadığı seçimlerde parladılar.

Rakibin görevdeki başkan olması önseçimlerde meydan okuyanlara kırk yıldır köstek olmakta ama bu eğilim Demokratların başat çoğunluğunun Donald Trump’ı yenmenin başka her şeyden daha önemli olduğuna inandıkları 2020 seçimlerindeki kadar güçlü olmamıştı. 2004 seçimlerinde bile, endişeli Demokrat seçmenin yarısından daha azı George W. Bush’u yenmenin bu kadar önemli olduğuna inanıyordu.

Bernie’nin yenilgisinin asıl sebebini beyaz işçilerin desteğini almadığı ile açıklanması, Sanders’in Biden’a her beyaz seçmen grubunda kaybettiği daha büyük gerçeği karşısında iflas etmektedir. (Grup ne kadar zenginse o kadar çok kaybetti; bu konuya döneceğim.) Dustin Guastella’nın Jacobin’de tartıştığı gibi, görevdeki rakibin genel etkisi, kampanya taktiklerine dair spesifik bir sorudan veya kültürel işaretleşmeden çok daha önemliydi.

Aslında, Bernie’nin “beyaz işçi sınıfı” arasındaki yenilgisinin ölçeğini fazlasıyla vurgulamak kolay. Neredeyse her eyalette, yüksek öğrenim diploması olmayan beyaz seçmenler arasında daha iyi eğitim görmüş seçmenlerle kıyaslandığında daha başarılıydı.

Iowa, New Hampshire, Nevada, Güney Carolina, California, Texas, Colorado ve Vermont’ta, lisans diploması olmayan beyaz seçmenler arasında Sanders, Biden’ı ya geçti ya da başbaşa geldi. Her yerde de, Sanders beyaz işçi sınıfı erkekleri arasında çok daha başarılıydı, yukarıdaki eyaletlere ek olarak Kuzey Carolina, Tennessee, Maine ve Washington’da bu grubu çabucak kazandı. Michigan ve Missouri’de yüksek öğrenim diploması olmayan erkekler arasında 5’ten daha az bir puanla Biden’a kaybetti fakat bu gruptaki kadın seçmenler arasında Sanders sırasıyla 17 ve 30 puan Biden’ın gerisindeydi.

Bernie’nin bilhassa kadınlarla olan mücadeleleri (kamuoyu araştırmalarına göre, Trump’ı yenmek konusunda erkeklerden daha endişeliydiler) daha da fazla gösteriyor ki, beyaz işçi sınıfı desteğindeki düşüşün kültür veya ideoloji ile ilgisi seçilebilirlik algısından daha azdı.

Sanders’in evrilmekte olan koalisyonunun ciddi bir sınıf analizi, Bernie’nin bu kalabalığa taşıdığı büyük bir grubu da hesaba katmalı: Latino seçmenler, Amerika’nın işçi sınıfı seçmenleri içerisinde en hızlı büyüyen grup. Texas’taki Rio Grande’den California’daki Central Valley’e kadar, Sanders, 2016’da Hillary Clinton��a kaybettiği Latino bölgelerindeki egemen güçtü. Los Angeles’ten Northside Houston’a kadar, Latino ağırlıklı mahallelerde, “Tio Bernie” [İspanyolca ‘Bernie amca’ demek; ç.n.] sıklıkla Biden, Bloomberg ve Warren’ın toplamından daha çok oy aldı.

Bu bölgesel bir olgu değildi, ne de Meksikalı-Amerikalı alanlarla kısıtlıydı. Sanders Massachussets Holyoke ve Lawrence ile merkez Los Angeles ve Güneybatı Houston’daki göçmen mahallelerinde olduğu kadar, Porto Rikolu ve Dominik-Amerikalı işçi sınıfı seçmenlerinden de büyük oy kazandı.

Neredeyse bütün bu yerlerde, Sanders kendisine siyah siyasi kurulu düzeninden nadiren daha iyi bakan Latino siyaset sınıfının muhalefetini alt etmek zorunda kaldı. Mart ayının ilk günlerinde Kongre’deki Hispanik Grup’tan sadece iki onay almıştı; Biden’ınki ondörttü. Ama işte Latino Obama diye bir şey yoktu ve bu sene öğrendik ki Latino seçmenlerin Demokratik kurulu düzenle kurumsal ilişkisi göreli olarak daha zayıf olabilir.

Sonunda, birkaç seçilmiş Latino lider seçmenlerini Biden’a teslim ettiler. Hepsi Biden’a onay vermis olan Lucille Roybal-Allard, Lou Correa, Tony Cardenas ve Juan Vargas tarafından temsil edilen dört Güney California kongre [seçim] bölgesinde Sanders çeşitli rakiplerinin hepsini çoğunluk oyuyla açık ara yendi.

Sayısal açıdan, Bernie’nin büyük Latino oy oranı beyaz işçi sınıfı arasındaki desteğinin düşüşünü dengelemiş olabilir. Sanders’in bu oyları büyük ölçüde Latino seçmenin en çok ödüllendirdiği yeniden dağılımcı ekmek-peynir konularına yüklenmesiyle kazandığı düşünülürse, Sanders’in 2020’deki [seçmen] koalisyonu, 2016 versiyonundan küçük olsa bile, aslında çok daha tam da Amerikan işçi sınıfı üzerinde topraklanmış olabilir. Şüphesiz, bu önemli kaymadan kalkarak, Demokratik Parti içinde sınıf temelli politikaya kitabe kaleme almak için çok erken.

Ama bu umut ışığında bile kaçınılmaz bir gri dokunuş var. Sanders Latino çoğunluklu yerlerde kazandı ama seçmen katılımını çoğu yerde arttıramadı. Bernie’nin %57 ile kazandığı Roybal-Allard’ın Güney LA’daki işçi sınıfı [seçim] bölgesinde (aldığı en iyi kongre seçim bölgesi sonucu) seçmen katılımı 2016’dan on bin daha azdı. Aynı kalıp Bernie’nin Güney Kaliforniya’daki en kuvvetli olduğu yerlerde de kendini gösterdi. Texas’taki Rio Grande’de ve Houston’ın Latino çoğunluklu mahallelerinde, Sanders kesin bir şekilde kazandı ama toplam Demokratik seçmen katılımı (kayıtlı seçmen payı olarak) ya 2016 ile aynı kaldı ya da azaldı.

Bu da Sanders kampanyasının 2016’da Clinton’a oy veren Latino seçmenleri kazanma çabalarının çok başarılı olduğunu (kendi başına etkileyici bir beceri) ama yeni Latino seçmenleri politikaya kazanmakta daha az başarılı olduğunu gösteriyor. Daha sevindirici olmayan diğer bir olasılık, Sanders’in kazandığı yeni Latino seçmen sayısının, 2020’de önseçime katılmayan çok sayıda seçmenin sayısını dengelediğidir.

Demokratik Parti’de sol kanat adayı olarak seçime katılma çabasının karşısına çıkan temel probleme dair bir sayı sorunu daha: işçi sınıfının siyasal katılımının göreli düşüşü; siyahı, kahverengisi ve beyazı için benzer şekilde.

Patagonia’dan Halliburton’a*

Sanders’in Michigan’daki yenilgisi, onun 2020 kampanyasının Waterloo’su, ana akım medyada, büyük ölçüde onu zafere ulaştıran işçi sınıfı seçmenleri tarafından terk edilmesine bağlandı. Halbuki, Michigan’da yılda $50 binden daha az kazanan seçmenler arasında Joe Biden’ı 7 puanla yendi; 2016’da Hillary Clinton’u aynı grup içinde sadece 3 puanla yenmişti.

Sanders Michigan’da ve başka yerlerde asla kendisine sağlam bir destek veren düşük gelirli seçmenler tarafından yenilmedi. Ne de gerçek darbe işçi sınıfı ve düşük alt gelirli gruptan geldi. Gerçek darbe yıkıcı bir güçle zengin dış mahallelerden geldi. Detroit Wayne County’de, Sanders 2016’daki ile tam aynı oy farkıyla kaybetti. Orta sınıf Macomb County’de, Reagan’a oy veren Demokratlarla Obama ve Trump seçmenlerinin atalarının karargahında, 2016’daki kaybından yirmi bin oy daha fazla kaybederek ciddi bir darbe aldı. Ama Oakland County’nin (Michigan eyaletindeki en zengin ‘county’) en varlıklı, iyi eğitim görmüş dış mahallelerinde Bernie’nin açığı elli bin oya çıktı.

Michigan’daki üç daha küçük yerleşimdeki mahalle seçim [ward] sonuçlarına yakından bir bakış bunu daha canlı bir şekilde gösteriyor. Çocukların şehir suyundaki kurşuna maruz kaldıkları bazı mahalleleri de içeren kuzeybatıdaki Flint’teki iki işçi sınıfı mahallesinin yaklaşık %90’ı siyah. Kuzeydeki, Saginaw yakınındaki, yedi mahallenin yaklaşık %85’i beyaz, ama, Flint gibi, şehir endüstrisizleşme ile ve özellikle de General Motors’un düşüşüyle cezalandırılmış. Diğer yandan, varlıklı Oakland County’deki Birmingham kasabası (zengin şehir dışı mahalleli mülk sahibi Tim Allen’in original habitat( ortalama ev fiyatlarının ($488 bin) ve gelir seviyelerinin ($117 bin) olmasıyla övünüyor; Bay City’nin veya Flint’in üç-beş misli.

Her üç bölgenin de çoğunluğu Demokratik; hepsinin 16.900 ve 18.100 arasında kayıtlı seçmeni var. Katılımın azaldığı Flint’in kuzeybatı mahallelerinde, Biden aslında Clinton’un 2016’da aldığından 600 oy daha az aldı. Kuzeydeki Bay City’nin tamamında (bir General Motors çalışanı olan ebeveynin kızı olan Madonna Louise Ciccone’un doğduğu işçi sınıfı mahallesi de dahil olmak üzere) Biden Clinton’dan 300 daha fazla aldı, şehir çapında Sanders’i yenmek için ancak yetecek kadar. Ama yüksek bahçe çeperlerinin ve pahalı mega garajların olduğu yerden Biden neredeyse 2.300 oy aldı; pahalı ev geliştirme ürünleri yığınının altına Bernie’yi gömmek için yeterli olandan daha fazlası.

Bu aynı kalıp önseçimlerin yapıldığı her eyalette ve büyük şehirde tekrarlandı. Kıyı şeridi Güney Carolina’nın plaja bakan emekli yerleşim alanlarından Kaliforniya, Contra Costa’daki kolonlu çiftlik evlerine kadar, Demokratik seçim katılımı nerede arttıysa, en varlıklı ve en beyaz şehir dışı mahallelerde en yüksek oldu, kollektif ağırlıklarını Bernie’ye karşı kullandılar.

Toplam Demokratik oyun doğudaki bataklıklardan batıdaki dağlara kadar dibe vurduğu Kuzey Carolina’da Raleigh ve Charlotte’daki zengin dış mahalleler 2016’nın %40-50 üstüne çıktılar. Missouri, Ferguson ve Ozarks da oylar benzer şekilde düşerken, Louis County’nin ‘country club’ mahallelerinde %50 arttı. Demokratların yirmibirinci yüzyıl dış mahalle stratejisinin modeli Virginia’daki varlıklı Fairfax County’de önseçim oyu %70 artttı neredeyse yüz bin yeni seçmen Biden’ın partisine katıldı.

Pek çok yerde, dış mahallelerdeki kabarmanın gücü o kadar büyüktü ki, hatta her küçük varlıklı topluluğun seçim üzerindeki etkisi işçi sınıfı bölgelerinden çok daha büyük oldu. Massachusetts’teki South Shore kasabasında (Hingham, Duxbury ve Norwell’de; toplam nüfusu 51.753) Sanders 2016’ya kıyasla Biden ve Bloomberg’e, Springfield şehri ve onun işçi sınıfı mahallelerinin (nüfusu 466.372) bulunduğu Hampden County’nin tamamından daha fazla oy kaybetti.

Geçen sonbaharda, Elizabeth Warren kamuoyu araştırmalarında öndeyken, Patagonia Demokratları denilenlerin rolü üzerine bir tartışma dolaştı: koyu mavi bölgelerdeki varlıklı liberaller Warren’ın planlarla dolu politika ajandasına koşmuşlardı. Pek çok Sanders destekçisi gibi, böyle profesyonel meslek sınıfı seçmenlerinin (araştırmacılara ne demiş olurlarsa olsunlar) yeniden dağılımcı bir ajandanın seçmen temeli olabilecekleri iddiasına şüpheyle baktım.

Fakat geriye bakıldığında, ne Jacobin’in ne Vox’un gerçek hikayesini tahmin edebildiği 2020 önseçimleri Warren tarzı liberalleri değil, ama çok daha muhafazakar bir dış mahalle zenginlerini içeriyordu; 2016 seçiminden beri kendi partilerinden umudu kesmiş Cumhuriyetçiler kendilerini tamamen Demokratik Parti politikalarına verdiler. Güneş Kuşağı [The Sun Belt: ABD’de Florida’dan Kaliforniya’ya kadarki coğrafi kuşak; ç.n.] boyunca Kuzey Virginia’nın silah üreticilerinden Texas ve Kaliforniya’nın enerji şirketlerine kadar, Joe Biden sadece Patagonia Demokratları tarafından değil yeni bulunmuş Chevron, Raytheon ve Haliburton Demokatları tarafından da tahkim edildi.

2016’dan sonra, “Asla Trump Cumhuriyetçisi Olmayacak” [Never Trump Republican: Cumhuriyetçi Parti içinden ve dışından tanınmış muhafazakarların Trump’ı durdurmak için başlattıkları kampanyanın adı; ç.n.] Sol’da bir can alıcı nokta oldu; Trump’ın %90 onay oranının olduğu bir partide, kendilerine önem atfeden Jennifer Rubin ve David Frum gibi Trump eleştiricileri, okur sayısı çalışan sayısından daha az olan bir editorial sayfa oluşturmaya giriştiler. Fakat 2020’de, bu yeni muhafazakar Asla Trumpçılar son defa güldüler. Becerikli bir şekilde “ılımlı” uzmanlar olarak yeniden piyasaya sürüldüler, Irak Savaşı’ndaki amigolukları affedildi, liberal büyük şirket basınında büyük plaftormlar sunuldu; görüldü ki hakiki izleyicileri Cumhuriyetçiler değil, Trump’tan kültürel olarak hoşlanmayan Sanders’e ise maddi olarak muhalefet eden zengin mor eyaletlerin [Demokrat ve Cumhuriyetçi seçmenlerin kabaca aynı sayıda olduğu eyaletler; ç.n.] dış mahalleli seçmenleriydi.

Silikon Vadisi’nden Boston şehrine kadar kadar zengin dış mahallelerdeki seçime katılımın her yerde artmış olmasına rağmen, açık bir kalıp görülüyordu: mahalle ne kadar zengin ve muhafazakarsa artış o kadar dramatikti. Virginia Fairfax County’deki inanılmaz %70’lik artış, 2016’da katılımın iki katına çıktığı komşusu Loudon County (Birleşik Devletler’deki en zengin County) tarafından geçildi.

Bir kere daha, resim mahalle seviyesinde daha canlı bir şekilde gözüküyor. Biden, Houston’da varlıklı ve geleneksel olarak Cumhuriyetçi Bellaire ve West University Place gibi dış mahallelerde en çarpıcı sonuçları aldı, aynı mahalleler 2016’da sonucu Mitt Romney’den Hillary Clinton’a çevirmiş ve 2018 Kongre seçimlerinde Lizzie Pannill Fletcher’in seçilmesine yardım etmişti. Bu bölgelerde önseçim katılımı dört yıl öncesine göre iki katına çıktı, bu da Demokratların Romney-Clinton seçmenlerini tutmaktaki çabalarının başarısını gösteriyor.

Ve göreli olarak, en çarpıcı katılım kazanımları Demokratların Houston’ın 2016 veya 2018’de kazandıkları sandıklarından değil, kaybettiklerinden geldi. River Oaks, Afton Oaks ve Tanglewood gibi (Jeb ve George W. Bush’un büyüdüğü mahalleler) olağanüstü zengin ve muhafazakar petrol parası zenginlerinin mahallelerinde katılım üçe katlandı ve neredeyse tamamı Biden ve Bloomberg’e gitti.

Bu seçmenlerden bazıları, tabii ki, oylarını sadece Cumhuriyetçi bir rakibin olmadığı açık Demokratik önseçimde kullandılar. (Bu anlamda, görev başındaki rakip etkisi 2020 Sanders kampanyasına büyük bir zarar daha verdi.) Ve eğer Trump, Kasım’da inandırıcı bir şekilde reddedilirse, bu zengin mahallelerdeki utangaç seçmenlerin bir kısmı dersini almış Cumhuriyetçi Parti’ye dönebilirler.

Ama daha büyük kısmının, Halliburton Demokratları olarak durmaya devam etmeleri daha olası görünüyor. 2020’deki zengin dış mahalle katılımındaki kabarma daha geniş kalıba uyuyor: Bush ailesinin tarihi Tanglewood sandığında, 2012’deki genel seçimde %18 altında oy aldı, 2016’da neredeyse %30 ve 2018’de %34’ün üzerinde, 2020 payı muhtemelen daha fazla olacak.

Son haftalarda, Demokratların bile kendilerini George Floyd’un partisi olarak sunma çabasına ragmen, bilmek gerekir ki, Houston’daki River Oaks (Joel Osteen ve eski Enron CEO’su Jeffrey Skilling’in evinin olduğu yer) Floyd’un doğduğu ve büyüdüğü Third Ward’dan daha yüksek Demokratik önseçim katılımına sahip.

Birleşik Devletler’de, en azından, servet piramidinin tepesinde Piketty’nin “Brahmin solu” ile “tüccar sağ” arasındaki marj bulanık ve giderek bulanıklaşıyor. Sadece milyarder sınıfının tüccar prensleri değil (yeraltı kaynaklarını çıkaran bir avuç sanayi hariç belki de çoğunluk) Demokratlara yaslanmıyorlar; Houston’dan Charlotte’a Grand Rapids’e kadar onların zengin metropolitan bölgelerdeki büyük şirket vasileri de Demokratik eğilimli.

Bu yıl, Halliburton Demokratları seçimin yönünü Bernie Sanders aleyhine çevirmiş olabilirler. Prestij medyasında katlanarak yükselmiş sesleriyle, lider konumundaki adaylar tarafından oylarına yapılan kurla, Demokratların önseçim sezonundan Krystal Ball’un [ABD’de ilerici bir gazeteci, 2010’daki Kongre seçimlerinde Demokratik Parti’den adaydı, Cumhuriyetçi Parti adayına kaybetti; ç.n.] partisinden çok Bill Kristol’un [ABD’de neoconların en önemli isimlerinden, Bill Clinton’un Sağlık Reform Paketini ortadan kaldıran kişi olarak biliniyor; ç.n.] partisi olarak çıkmasını sağlayarak yardım ettiler. Bir yere gidecekleri yok.

Devam edecek…

*Patagonia: açık hava sporları için giyim ve malzeme satan büyük bir şirket, CEO’su ABD önseçimlerinde Demokratlara destek verdi. Halliburton: Irak Savaşı sırasında Başkan Yardımcısı olan, Irak’ta savaşı savunan Cumhuriyetçi Dick Cheney’nin CEO’su olduğu büyük bir petrol şirketi.

[Jacobin’deki İngilizce orijinalinden Sevil Kurdoğlu tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur